tren

AVRUPA SİBER SUÇ SÖZLEŞMESİ VE TÜRK CEZA KANUNUNDAKİ KARŞILIĞI

136

Teknoloji ve internetin hayatımızdaki yeri yadsınamayacak kadar büyüktür. Gün içerisinde kullandığımız telefon, kredi kartları ve bilgisayar bu ilişkiyi anlamamızı sağlayacak en basit örneklerdir. Bilişim teknolojileri ve internetin hayatımızı kolaylaştırdığı inkâr edilemez bir gerçektir. Bilindiği üzere hukuk kuralları dinamiktir ve toplumun ihtiyaçlarına göre zaman içerisinde değişir. Hayatımızın bu kadar merkezinde olan bir konu için de hukuki düzenleme yapmak zorunlu hale gelmiştir. İnternetin sunduğu sanal ortam faydaları yanında zararlarıyla da gündemimize girmektedir. Şöyle ki; sanal ortam içinde suç işlemek, suçun ve suçlunun takibini yapmak, delillere ulaşabilmek ciddi bir zorluk yaratmaktadır. Günümüzde geldiğimiz teknoloji düzeyiyle birlikte yeni suç ve suçlu türleriyle de karşılaşmaktayız.

Öncelikli belirtilmesi gereken husus, bilişim sistemlerine karşı suçlarla, bilişim sistemi aracılığıyla işlenen suçların birbirinden farklı kavramlar olduğudur. Bilişim sistemlerine karşı suçlara örnek olarak “Bilişim Sistemine Girme”, “Yasak Cihaz veya Program Kullanma” suçlarını gösterebiliriz. Bilişim sistemleri aracılığıyla işlenen suçlar ise sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte çok sık karşımıza çıkmaktadır. Kişisel verilere karşı işlenen suçlar, hakaret, dolandırıcılık, özel hayatın gizliliğine karşı suçlar akla gelen ilk örneklerdir. Bu suçları işleyen faillerin kendilerini sanal ortam içerisinde anonimleştirebilmeleri, fail ile mağdur arasındaki mesafe farkı, delillerin sanal ortam içerisinde çabuk kaybolması bilişim sistemleri aracılığıyla suç işlenmesine sebep olan en büyük etkenlerdir.

Devletler bilişim suçlarıyla mücadele etmek adına mevzuatlarında değişiklik yapmaktadır. Fakat bu düzenlemeler çok ayrıntılı ve caydırıcı görünse de bilişim suçlarıyla mücadele anlamında sadece ulusal düzeyde işlerlik kazanmaktadır. Bunun sebebi en basit anlamıyla suçun işlendiği yerin tespiti açısından yaşanan zorluktur. Bu durum yetki alanı sorununu doğurmaktadır. Bilişim suçlarıyla etkin mücadele ancak küresel çapta alınacak önlemlerle mümkün olabilir. Bunun en büyük vasıtası uluslararası istinabe yani adli yardımlaşma kurumudur. Bilindiği üzere suçluların iade edilebilmesi için “her iki devletçe de cezalandırılabilirlik” şartı aranmaktadır. Bilişim suçlarının düzenlenmediği bir ülkeden bu suçların işlenmesi halinde ne iade ne de faillerin takibini talep etmek mümkün olamamaktadır. Bu düzenlemelere haiz olmayan ülkeler, failler için adete cennet niteliğinde olacaktır ve bilişim suçlarıyla mücadeleyi imkânsız hale getirecektir.

Yeknesak bir düzen oluşturmak adına uluslararası anlamda atılan ilk adım Avrupa Siber Suç Sözleşmesidir. Devletlerin imzasına Budapeşte’de 23.11.2001 tarihinde açılan sözleşme, günümüzde 68 ülke tarafından imzalanmıştır. Türkiye ise Avrupa Siber Suçlar sözleşmesini 2010 tarihinde imzalamış, nihayet 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Siber Suç Sözleşmesi’nin giriş kısmı incelendiğinde sözleşmenin amacı kısaca; sözleşmeyi imzalayan devletlerin mevzuatını uyumlu hale getirmek ve uluslararası adli yardım sistemini etkin bir şekilde kullanmak olduğu söylenebilir.

Avrupa Siber Suç Sözleşmesinde tanımlanan suç tipleri incelendiğinde; Bilgisayar veri veya sistemlerinin gizliliğine, bütünlüğüne ve erişilebilirliğine yönelik suçlar (yasadışı erişim, yasadışı araya girme, verilere müdahale, sisteme müdahale, cihazların kötüye kullanımı),  bilgisayarla bağlantılı suçlar (bilgisayarla bağlantılı sahtecilik, bilgisayarla bağlantılı dolandırıcılık), içerikle bağlantılı suçlar (çocuk pornografisiyle bağlantılı suçlar), telif hakkı ve bununla bağlantılı hakların ihlaline ilişkin suçlar olduğu görülür. Sözleşme hükümleri karşısında Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme yapma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi incelendiğinde; 1.Kısımda sözleşme içeriğinin daha iyi anlaşılabilmesi ve rehber niteliğinde olması adına “Terimler” düzenlenmiş ve 1.Madde bu konuya ayrılmıştır. Sözleşmenin devamında, Bölüm 2 başlığı altında “Ulusal Düzeyde Alınacak Önlemler” ve buna bağlı olarak 1.Kısımda Maddi Ceza Hukukuna ait düzenlemeleri içerdiği görülür. 1.Başlık altında “Bilgisayar veri ve sistemlerinin gizliliğine, bütünlüğüne ve kullanıma açık bulunmasına yönelik suçlar” düzenlenmiştir. Bu başlığın altında düzenlenen suçlar; yasadışı erişim, yasadışı araya girme, verilere müdahale, sisteme müdahale, cihazların kötüye kullanımı suçlarıdır. Sözleşme kapsamında düzenlenen suçların TCK’da bulunan karşılıklarına bakıldığında bunların; TCK md.243’te düzenlenen “Bilişim sistemine girme”, md.244’te düzenlenen “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme”, md.245/A’da düzenlenen “Yasak cihaz veya programlar” olduğu görülür. İlgili maddelerin sözleşme yürürlüğe girmeden önceki halleri incelendiğinde sözleşme maddeleriyle uyumlu olmadığından bahsedebiliriz. Sözleşme kapsamında düzenlenen yasadışı erişim suçunun karşılığı bilişim sistemine girme suçudur. Bilişim sistemine girme suçunun TCK’da düzenlenmiş ilk hali incelendiğinde “bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve orada kalmaya devam etme” şeklinde düzenlendiği görülür. Bu düzenleme sözleşmenin hükümleriyle uyum teşkil etmemektedir. Bu sebeple 2016 yılında TCK’da yapılan değişiklikle “ve” ibaresi “veya” olarak değiştirilmiş ve sözleşme hükümleriyle kanun maddesi uyumlu hale getirilmiştir. Bu düzenleme sonucunda hem bilişim sistemine girmek hem de girip orada kalmaya devam etmek ilgili suçu oluşturmuş ve seçimlik hareketli suç haline gelmiştir. Sözleşme ile düzenlenen “yasadışı araya girme” suçu ise başta TCK’da yer almamasına karşın, 2016 tarihinde TCK Md.243’e 4.fıkranın eklenmesiyle düzenlenmiştir.

Avrupa Siber Suç Sözleşmesi’nin 6.maddesinde “Cihazların Kötüye Kullanımı” suçu düzenlenmiştir. Maddenin içeriğinde, kanunda suç olarak sayılan eylemlerde kullanılmak üzere cihaz ve şifre üretimi, satışı, dağıtımı gibi durumlar suç olarak düzenlenmiştir. Fakat Türk ceza hukukunda hazırlık hareketleri cezalandırılmamaktadır. Bu sebeple TCK’nın ilk halinde bu suç yer almamaktaydı. İçinde bulunduğumuz dönemde kredi kartlarının kopyalanması, yazılımların kopyalanması, korsan yazılımların ortaya çıkması gibi eylemler sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu eylemlerle etkin mücadele etmek adına, faillerin hareket aşamasında da cezalandırılması zaruri olmuştur. Yukarıda bahsedilen sebepler ile sözleşmeyle uyumluluğun sağlanması adına 2016 yılında TCK Md.245/A “Yasak Cihaz ve Program Kullanma” suçu eklenmiştir.

Sözleşmenin 2.Başlığında “Bilgisayarlara ilişkili suçlar” düzenlenmiştir. Bu başlığın altında düzenlenen suçlar; bilgisayarla ilişkili sahtecilik fiilleri, bilgisayarla ilişkili sahtekarlık fiilleridir. Sözleşmede bulunan bu suçların TCK’daki karşılığı Md.244 ve Md.245’tir. Yine TCK Md.142’de suçun bilişim sistemleri aracılığıyla işlenmesi nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Mevcut haliyle kanunumuz sözleşme ile uyumludur.

Sözleşmenin 3.başlığında ise “İçerikle ilişkili suçlar” yer almaktadır. Bu suçlardan ilki “Çocuk pornografisine ilişkili suçlar”dır. TCK Md.226 “müstehcenlik” suçu olarak düzenlenmişse de çocuk pornografisi ayrı bir suç tipi olarak kanunumuzda yer almamaktadır. Çocuk pornografisinin ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmeyişi önemli bir eksiklik oluşturmaktadır. İlgili suç sözleşme içeriğine, 2006 tarihinde yürürlüğe giren Ek Protokol ile eklenmiştir. Türkiye ise 2016 yılında protokolü imzalamış, fakat henüz onaylamamıştır.

Sözleşme kapsamında yer alan son suç kategorisi ise 4. Başlık 10.maddede düzenlenen “Telif Haklarının ve Benzer Hakların İhlaline Karşı Suçlar”dır. Türk mevzuatında bu suça karşılık gelen düzenleme Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Md.71 ve 72’dir. Mevcut düzenlemeler sözleşmeyle uyumlu ve yeterli korumayı sağlayacak niteliktedir.

 

Av. Berna Deniz DOĞAN

Whatsapp
Yetkili
Yetkili
Merhaba
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Call Now Button